Bazen ağladığında ben çok gülüyorum. Ağlamaktan gülmeye dönüveriyor O'nun da yüzü an an. Sonra yeniden ciddileşip, kaldığı yerden devam ediyor içlenmeye. Gençlikle çocukluk arasında sıkışmış bedenine bakıyor en çok ama asıl fırtına ruhunda kopuyor. O yaştayken, kendim üzerine düşündüğümü hiç anımsamıyorum ben. Çok düşünen bir çocuktum; suskundum da ama ne düşünüyordum tam olarak bilemiyorum. Sürekli uğraştığım bir şeyler vardı. O hem bana çok benziyor hem de hiç benzemiyor. Aşırı hareketli oluşu en büyük farkı benden.. Biraz önce duştan sonra, ben saçımı kuruturken yatağın üzerine bıraktı kendini-gözleri kapalı. Seslendim. Ses vermedi. Yüzündeki kıpırtılar.. ha güldü ha gülecek. "Bayıldı numarası yapamıyorsun, bunun için sen fazla hareketlisin," dedim. Açtı gözlerini; gülüverdi ama sonra duştan önceki ağlama haline geri döner gibi oldu. "Gördün mü, ben bayılamıyorum da! Nasıl oyuncu olacağım. Dizilerdeki oyuncular habire bayılmıyor mu?" dedi. Ama dönmedi ağlamaya. Güldük kıkır kıkır.
Duştan önceki anne-kız sohbetimiz de O'nun göz yaşlarına rağmen hatırlanası anlardan oluşuyordu. Gözlerindeki yaşlar, aynen bebekliğinde olduğu gibi, çıkık (gerçekten çok çıkık) elmacık kemiklerinin arkasından kavis yaparak aşağı akıyordu. O halini çok seviyorum. Bugün T'ye, "O ağlarken, ben çok gülüyorum, "demiştim.
Evet, bu akşam da öyle oldu. O ağladı. Ben güldüm. Ama en güzeli ise O'nu da çok güldürdüm. Ben güldürdüm:)
Kızım.. İpek böceğim.
2 yorum:
Ağlamasın hiç. Mutluluktan ağlasın yerim sizi.
Canım mutluluktan da ağladı aslında:) hem ağladı hem güldü:) hayat işte böyle ya:) Sağol dileğin için!
Yorum Gönder