21 Nisan 2012 Cumartesi

GUTE NACHT:(

Babam, "Gute nacht, haydi uyu oğlum artık,"dedi en son Devin kalınca uyumayan. En küçüğü yavrularımızın Devin. N ve Devin şimdi uyumaya odalarına girdiler. Yarın, sülalemizin kuzenleri ve çocukları kapsamında bir buluşmamız var. Söz, söze eklendi ve gerçeğe döndü. Gelemeyenlerimiz de var ama kalpler bir, diyoruz. Madem bir araya geldik, o zaman İpek Böceği'nin doğum gününü de yapalım dedik. Yarın kızımın 26 Nisan'da olan doğum gününü kutlayacağız. Ben tüm gün bitkindim; bel ağrısı. Nedense baharın bu günlerinde hep bel ağrım oluyor. Sabah uyandığımda hiçbir sorun yoktu ama bir şekilde sonradan vurdu bel ağrısı.
Çok güzel bir kahvaltı sofrasında başladık güne. Ablam henüz yoldaydı. Miniklerimiz kahvaltı ederken, İpek Böceğim ve ben duşa girdik. Amacımız, ablamı beklemekti. Ablam geldi... Karnımız doydu. Türk kahveleri içildi sonrasında. Ve ben yeniden yatağıma döndüm. Bir gün öncesinde temizlikte aktif rol oynadığım için ve yaşca (akılca değil belki de) daha büyük olduğum için, içim rahattı.
Kardeşlerimden ayırmadığım N, kardeşim T ve ablam gün boyunca koşuşturdular. Ben de arada bir yataktan kalktım; yardım ettim. En azından onları güldürdüm:) Ne zaman incittim belimi bilmiyorum hala.
Zayıfladığımı fark eden elbette ki çok oldu:) Takmam gereken bir şey buldum kendime. Aldım başımı gidiyorum. Oysa en önemlisi ruh biliyorum.
Hayat güzel.
Annecim, babacım, kardeşlerim, kızım, yeğenlerim... kuzenlerim.. Sıraya koymadan sözcüklere döküyorum.. Ve arkadaşlarım..
Bu gece mutluyum. Şarkı da söyledim.. dans da ettim. Kızımın da doğum gününü kutlayacağız yarın.
Makyaj izni istedi, verdim. Hafif bir makyaja OK dedim:)
GUTE NACHT
P.S. Yengemi unuttum sanırım. Dayımın yadigari yengem.
"Hıştt yenge,bak bu yaz için planım hazır. Sen ve ben silikon/slikon yaptıralım."
"Git kız ne silikonu/slikonu,"diye cevap verdi.
Ama yengem, kot pantolonu ve siyah tişörtü içinde çok güzeldi.
"Akşamları, açıyorum müziğimi.. bir de bir bardak şarap.." dedi.
Yengem, dayımsızlığı böyle yaşıyor.
"Dayım, şimdi diyordur: 'Lan karı, ben gittim, sen şimdi içiyorsun.."
Bunu diyen bendim elbetti ki. (Yengemi Beyoğlu'nda bir meyhaneye götüreceğim. Kitap almak için uğradığı Beyoğlu'nda bir akşamımız olsun hayattayken hepimiz.. diyorum..)
Kardeşim bildiğimizi ekledi: "Olur mu, yengem dayımla da içerdi ki..."
İşte böyle... Çok özel bir haftasonu ve ben bu yazıyı yazmak için ortadan kayboldum. Kızıyorlardır bana ama anı anına yazmazsam yazamıyorum. İçimde yer ediyor; kalıyor.

GUTE NACHT the second.. my two ladies and three gentlemen..


18 Nisan 2012 Çarşamba

When it rains..

Sıradan

    Yağmur pencereden içeri vuruyor. O kadar. Vuruyor. Kahve içiyorum ben. O da o kadar. İçiyorum. Sigara içiyorum bir de. O da (da) o kadar. İçiyorum. Yani dadadada.... hayatımdaki her şey. 
     Bugün üçlümüzün de buluşması vardı. Fırtına çıkınca ben gidemedim Moda'ya. Aslen olan, fırtına çıkınca zaten atmış olan tepem, düşünemez hale geldi. Tepe demek ki beynimiz oluyor. Gideyim mi gitmeyeyim mi derken kendimi evde buldum. Regl sancıları bazen insanı bu hale sokuyor. N'aptığını bilmiyorsun. (Koca kadınlar derdi de gülerdim; koca kadın olduğumda anladım.) Sancı seni alıp istediği yere atıyor. Ya da sen öyle olsun istiyorsun. Her şekilde, üzüldüm gidemediğime.. Meğer G ve U'nun sevgilileri de gelecekmiş; yani özel olan buluşma daha özel hale gelecekmiş. Ben bundan eve gelince haberdar oldum. G'nin sevgilisi de G imiş. Birkaç haftaya kalmayacak Berlin'e yerleşeceklermiş. G'nin sesindeki sevinci iyi bilirim. İlk defa bir erkek için sevinen ses çıktı G'den...tanımadığım bir tonla konuşuyordu G. .. Ama uzun konuşamadık. Saklayalım uzununu sonraya dedik.. U'nun sevgilisin adı da B.. O zaman şu an GG ve UB/BU:):) akşamın sefasını sürüyorlardır. U pilav da yapmış. Diyetim açısından iyi olmuş ama.. 

     Ben ne yedim? Brokoli yedim. Biraz da salata "hiçbir şeysiz".  Bugün nasıl geçti? Güzel başladı sabahım. İyi de sürdürdüm günü de. Gene de bir boşluk var.. Eve girmeden markete uğradım; biralara kaydı gözüm. Bu akşam içeceğiz diye alıştırmıştım kendimi.. ama... almadım. E, bugün çarşamba dedim. İki haftayı tamamlayayım istedim-içkisiz. Niye içmiyorum? O da diyetten. Evet, dadadadaaaaaaaa..

P.S Unutuyordum tam da.. bugün bizim sekreterin masasına eğilmiş, yoklama listesini imzalıyordum. Koordinatörümüz yaklaştı arkadan: "Valla, tanıyamadım sizi," dedi. Acaba neden? Ve sizle neyi/neleri/kimi/kimleri kastetmişti? Düşünelim.. dadadadaaaaaa'sız tek andı:):)*
* Ama... yağmur.. şu an sen de sıradışısın ama yalnızca şu an. Anlar iyidir.


17 Nisan 2012 Salı

GÜNÜN ARDINDAN

Dün çıkış yaparken mülakata girmiş arkadaşlardan biri ağlıyordu. Heyecanına engel olamamış sandım önce ama meğer kötü geçti diye ağlıyormuş mülakatı. Güldüm ve "Saçmalama, hepiniz alınacaksınız işte," dedim. İçim rahat; servise bindim. Arka koltuğumda da bir diğer arkadaş, aynı konuyla ilgili olarak heyecanını paylaşıyordu. O'na da  benzer şeyleri söyledim. İçim gene rahattı. 
Ve bugün... Saat çıkış saatini göstermiş; yola çıkmadan önceki sigaramı içerken, yanıma gelenler mülakat sonuçlarının açıklandığını söylediler. On kişi için açılan kadroya aramızda yarı zamanlı adı altında çalışan üç kişi girememiş. Yedek listede beklemeye bırakılmışlar. Tüm sene boyuca haftada otuz saat derse girip yarı zamanlı olanlar arkadaşlarımız.. 
İş mülakatta bitmiş gibi konuşuyorum değil mi? İçim acıdı. Son yıllarda üniversite mezunu ve üniversitelerin yabancı dil hazırlık bölümlerinde okutmanlık yapmak isteyen insanların nasıl aşamalardan geçtiğini bir çırpıda özetledim sanırım, haksızca.
Önce mezun oluyorsunuz, sonra (hatta mezun olmadan) ALES ve KPDS/ÜDS ya da bunlara eş değer bulunan sınavlara girmek zorundasınız. Son yıllarda tavan yapan rekabetin içinde kendinize yükseklerden bir yer edinmeye çabalıyorsunuz. Yüksekle kastım, 100 üzerinden en az 90 almak. Tabii kadro ilanları verilirken, bu barajın altında bir puan ile başvuru yapabileceğiniz söyleniyor. Oysa başvurduğunuz üniversitenin iki aşamalı sınavına girebilmek için, yeterlidir denen derece asla yeterli olmuyor. Dört kişi için kadro açıldıysa, x4 yani on altı kişi o sınavlara davet ediliyor. Diyelim ki şanslısınız (aslında süpersiniz!) ve o listeye girdiniz... sıra o üniversite bünyesindeki sınavlarda tir tir titremeye geliyor. Önce yazılı sınava giriyorsunuz. Bu sınav, sizin alanınızdaki metodoloji bilginizi ölçüyor. Ve mülakat... mülakat nasıl yapılıyor? Genellikle bir jüri önünde ders anlatmanız bekleniyor. İnsaflı olan üniversitelerde bu aşama, önceden elinize tutuşturulan materyale yönelik anlatımdan; insafsızlarda ise "Konun şu; haydi bize patlat bakalım bir ders hohoho..." şeklinde gerçekleşiyor. Bitti mi? Yeter mi? 
Bitmedi. Ve sonra beklemeye başlıyorsunuz... bekliyorsunuz... bekliyorsunuz...
Yedeğe girdiyseniz seviniyorsunuz ve daha önceden başvurduğunuz ve sınavına davet edildiğiniz (ki bu da süper bir şey oluyor) diğer üniversitelere yol alıyorsunuz. Neden? Yeniden ölçülüp biçilin diye.. Yedeğe de giremediyseniz? Gene aynını yapıyorsunuz.. tabii şanslı iseniz.. Girecek sınavınız varsa başka elinizde?
En kötü senaryo nedir? Başka kapısını çalacağınız kapının olmaması. O zaman ne yapacaksınız? Başa, en başa döneceksiniz. Yani yeniden ALES, KPDS, ÜDS vs sınavlarına gireceksiniz. Bu sınavlar üç-beş yıl geçerli değil miydi, pardon? Olsun, girmek zorundasız yeniden ki  90 aldıysanız, 91; 91 aldıysanız 92; 92 aldıysanız 93....... alasınız. Alasınız ki bir üniversite sizi davet etsin kendi sınavına? Yeni davetleri almak için ne kadar beklemeniz gerekiyor? Yaklaşık bir yıl.... 
Evet, yarı zamanlı arkadaşlarımızdan üçü asıl kadroya alınmadı. 90'lı notlarla dışarıda kaldılar... ki bir yıl boyunca yarı zamanlı olarak haftada 30 (!) saat derse girdikleri ve onca emek harcadıkları halde.
Bu sistemin sorumlusu kimdir acaba? Kimdir düşünmeye başlayın! Hop durun! Bu kadar süre yeterli AKP demek için sanırım. AKP'ye evet diyenler de -belki çok gereksiz yere-anlatmaya çalıştığım sistemi onaylıyor. Kadrolaşma çabaları mı dersiniz ne derseniz deyin, insanların harcanmasında sınır tanımıyor AKP.
....
Sevgili G, sevgili H ve sevgili D... ağlasın diye. 
Ama olsun seneye gene girerler o sonu gelmeyecek olan sınavlara.. Daha çok gençler, çok. Gençliklerini bu sınavlarda harcasınlar diye doğurdu anaları onları ve aynı durumda olan diğerlerini..
Dün bizim bünyemizde olmayan adaylar da görmüştüm koridorda.. İçimden "Yazık, sınava girecekler ama "bizim" çocuklardan onlara sıra gelmeyecek demiştim. O gördüğüm gençlerden üçü, "bizimkileri" elemiş belli ki. Bir yanım acılıyken, bir yanım da seviniyor. Nasıl bir yarış bu .. lanet... bir yarış.