13 Nisan 2012 Cuma

ANLAM

           Ne önemlidir ne önemsiz bir sağa bir sola; bir sağa bir sola seçilip ayrılıyor. Gene bir ayrıma gelmişim, yadırgamıyorum. Akşam yemeğinden sonra içtiğim çayın ardından aşağı indim. Dedem de mutfaktan çıkıyordu; ben daha önce yemiş olduğum için yemeğimi,  karşılaşmamıştık. Annem yanında, yürüme aleti eşliğinde kendi dairesine geçiyordu dedeciğim. "Bugün hiç yürüyemiyor deden," dedi annem. Bir iki hafta önce o aleti gördüğümde irkilmiştim. "İşte böyle böyle gelip yerleşiyor bu aletler yaşamımıza," diye geçirmiştim içimden. Hani, kocaman olaylar yaşanmıyor. İhtiyaç anında ortaya çıkıveriyorlar o aletler.
        Annemle dedemi takip ettim. Yatak odasına ulaştık hep birlikte. Dedemin sürekli oflayan puflayan halinin bu ana  gebe olduğunu biliyordum. Dedem yatağına oturdu. Annemle, ayağındaki terlikleri çıkardık... sonra da üstünde fazlalık oluşturan her şeyi. İlaçlarını tek tek içmek yerine, küçük bir kap içine toplayıp öyle alıyor dedem. Hep düşünüyorum neden böyle yapıyor. O'na uzatılan ilaçları neden direkt su eşliğinde tek tek ağzına alıp yutmuyor? Hep ama hep o kapta topluyor. Gene öyle yaptı. "Dede, uzan sen, ben sana bir masaj yapayım,"dedim. Annem çıktı odadan, "Ben sofrayı toplayayım, "diye. Dedemle yalnız kaldık. Dedem hala oturur durumdaydı yatağında.Teyzemin ağrıları için Almanya'dan getirdiği kremi aldım; açtım kapağını. Pijamasını dizlerine kadar sıyırdım; katladım. Kremi, dizlerinden ayak parmaklarına doğru sürdüm; yaydım. Dizlerinin çevresi şişmişti. Kaval kemiği de. Şişliklerden sonra ise incecik; ipincecik dökülüyordu kemikleri bileğine doğru. Ayaklarına ulaştı ellerim sonra. Onları da kremledim. Masaj yaptım. "Haydi, şimdi yat dede," dedim.  Kendini zorlukla çekti yatağın üzerine. Yüz üstü uzandı. "Uyuyacak gibi yat dede.. tekrar pozisyon değiştirmek zorunda kalma uyuyakalırsan," dedim. "Haklısın, "dedi. Gene bir kaç hamle ile yastığına yerleştirdi yüzünü. 
    Sırtından başladım masaja. "Daha aşağısı," dedi. Daha aşağıya indim. Belinden, bacaklarına, bacaklarından, ayaklarına.. en son ayak parmaklarına. Krem de sürdüm yeniden. Gözlerim odasında dolaştı o an. Sol duvarda anneannem ve teyzemin en güzel resimleri vardı. O resimler yer değiştirmişti. Ada'dan gelen eşyalarla, dedemin dairesi yeni bir havaya kavuştu. İşte, resimler de o zaman yer değiştirdi. "Ah canım anneanneciğim, "dedim birden. "En güzel resmi," de dedim.  "Bir çaresi illa vardır dede, sen yaşlısın diye iyi bakmıyor sana doktorlar değil mi?" dedim. "Evet, "diye onayladı dedem. "Ben bu akşam araştıracağım," diye söz verdim dedeme. Yeni bir doktor, yeni bir acı kesici ilaç... 
"Vakti geldi gelmesine de.." dedi dedem. "Ay, dede saçmalama," dedim.
      Dedeciğim saçmalıyor olsun istiyorum. Ama zaman bu durduramıyorsunuz.
Bu akşam o incecik kemiklerine dokundum dedemin, ah canım benim dedim.. Ah dedeciğim.. acıların bana geçse keşke en azından bu gece. 
Ne önemlidir ne önemsiz bir sağa bir sola; bir sağa bir sola seçilip ayrılıyor. Anladın mı? Bu akşam anlamı olanlardan biriydi.

12 Nisan 2012 Perşembe

Kızım.. İpek Böceğim..

Bazen ağladığında ben çok gülüyorum. Ağlamaktan gülmeye dönüveriyor O'nun da yüzü an an. Sonra yeniden ciddileşip, kaldığı yerden devam ediyor içlenmeye. Gençlikle çocukluk arasında sıkışmış bedenine bakıyor en çok ama asıl fırtına ruhunda kopuyor. O yaştayken, kendim üzerine düşündüğümü hiç anımsamıyorum ben.  Çok düşünen bir çocuktum; suskundum da ama ne düşünüyordum tam olarak bilemiyorum. Sürekli uğraştığım bir şeyler vardı. O hem bana çok benziyor hem de hiç benzemiyor. Aşırı hareketli oluşu en büyük farkı benden..  Biraz önce duştan sonra, ben saçımı kuruturken yatağın üzerine bıraktı kendini-gözleri kapalı. Seslendim. Ses vermedi. Yüzündeki kıpırtılar.. ha güldü ha gülecek. "Bayıldı numarası yapamıyorsun, bunun için sen fazla hareketlisin," dedim. Açtı gözlerini; gülüverdi ama sonra duştan önceki ağlama haline geri döner gibi oldu. "Gördün mü, ben bayılamıyorum da! Nasıl oyuncu olacağım. Dizilerdeki oyuncular habire bayılmıyor mu?" dedi.  Ama dönmedi ağlamaya. Güldük kıkır kıkır. 
Duştan önceki anne-kız sohbetimiz de O'nun göz yaşlarına rağmen hatırlanası anlardan oluşuyordu. Gözlerindeki yaşlar, aynen bebekliğinde olduğu gibi, çıkık (gerçekten çok çıkık) elmacık kemiklerinin arkasından kavis yaparak aşağı akıyordu. O halini çok seviyorum. Bugün T'ye, "O ağlarken, ben çok gülüyorum, "demiştim. 
Evet, bu akşam da öyle oldu. O ağladı. Ben güldüm. Ama en güzeli ise O'nu da çok güldürdüm. Ben güldürdüm:)
Kızım.. İpek böceğim.

Phenomenal Woman/ Olağanüstü Kadın by Maya Angelou



Güzel kadınlar öğrenmek ister giz neremde.
Sevimli değilim, yaratılmadım manken ölçülerinde
Ama başlayınca açıklamaya,
Kadınlar yalan söylüyorum sanır.
Derim ki,
Kollarımın arasında,
Genişliğinde kalçalarımın,
Adım atışımda,
Kıvrımında dudaklarımın.
Kadınım ben
Tepeden tırnağa.
Olağanüstü kadın,
Benim işte.

Girerim bir odaya
Dilediğiniz kadar soğukkanlı bir biçimde,
Bir erkeğe yönelirim,
Donar kalır arkadaşları
Ya da diz çökerler önümde.
Bir kovan dolusu balarısı,
Üşüşürler çevreme.
Derim ki,
Ateşinde gözlerimin,
Dişlerimin parıltısında,
Kıvrılışında belimin,
Ayaklarımın coşkusunda.
Kadınım ben
Tepeden tırnağa.
Olağanüstü kadın,
Benim işte.

Bilmek ister erkekler
Ne bulduklarını bende.
Çok çabalarlar
Ama dokunamazlar
İçimdeki gizeme.
Göstermeye çalışınca
Göremediklerini söylerler yine.
Derim ki,
Kavisinde sırtımın,
Gülüşümün güneşinde,
Salınışında göğüslerimin,
Tavrımın inceliğinde.
Kadınım ben
Tepeden tırnağa.
Olağanüstü kadın,
Benim işte.

Anlıyorsun şimdi
Niye eğilmez başım.
Bağırıp çağırmam, tepinip durmaz ayaklarım
Duymam yüksek sesle konuşma zorunluluğu.
Beni geçerken görmek
Okşamalı gururunu.
Derim ki,
Tıkırdayışında topuklarımın
Saçımın devrilişinde
İçinde avuçlarımın
İlgime duyulan gereksinimde.
Çünkü kadınım ben
Tepeden tırnağa.
Olağanüstü kadın,
Benim işte.


Çeviri: Nezih Onur

10 Nisan 2012 Salı

Senli/benli olmak

Önce yabancılaşmayla, sonra özgürlükle, sonra birey olma ile ilgili okudum bir şeyler. İki gündür tetiklenenleri içimden bir an önce atıp, kurtulmak için iyi bir yol seçmedim belki; unutmak daha kolaydır bazı durumlarda. Ama üstüne gitmezsen, unuttuklarını yeniden hatırlama olasılığı arta da bilir. Ya öyledir ya başka türlü. Ben üstüne gittim. Üstüne gittikçe de yeni yeni örnekleriyle karşılaştım bencilliğin. Beni düşündüren ve aşağı çekenin, bencillik olmasından yola çıkarak, okudum. Özgürlük ve birey olma hangi sınırlarla ayrılıyor bencillikten? Bilirsem bu sınırları, yabancılaşmama engel olabilirim diye düşündüm. Uyum sağlamakta zorluk çekmem sandım. Okudukça, okuduklarımı yazanların da ben gibi insan oldukları düşüncesine takılı kaldım. Asıl amacımı unuttum. Buna odaklandım. Kendimi yeniden programlarken, yol göstericilere ihtiyaç duymak.. İnsanın insana ihiyaç duyması; insanın insanın sözlerine ihtiyaç duyması.. Bunu inkar etmeyenler bencil olmuyor belki de. -mış gibi yapmayanlar. Saygıyla yargılamadan birinin yanında var olabilmek.. önce beni yenmekten geçiyor.
....
Yabancılaşmak da gerekiyor. İçindeki programı kendi ayarlarına çevirmek için yabancılaşmayla yola çıkmak.. gerekiyor. Seni yiyip bitiren çemberin, demir parmaklıkları sabit kalıyorsa da, ruhun o parmaklıklardan sızıp; sana doğru kaçabilir. Onu yakalayıp, o çemberin içine döndürmemelisin. Yabancıysan da yabancı kalmalısın.
---
-melisin'lerden-malısın'lardan ancak böyle kurtulursun... Bencil olmakla, ben olmak aynı şey değil. Yanlış söylemiş söyleyenler: Bencil olmayı öğrenmek gerekmiyor. Yalnızlaşsam da ben olmaya devam etmeliyim. Sanki farkında değilmişim gibi bana tekrarlananları reddetmekle oluyor "ben" olmak.
Sen beni ne kadar tanıyorsun ki? demeye dahi ihtiyaç duymadan.. ama gerekirse bunu da söyleyerek; hatta daha da iyisi sana bunları söyleyenlerden uzaklaşarak. O insan çemberinden sıyrılmak için-öncelikle- yabancılaşmalı.
--
Çok mu gülünür buna..
--
Kafamda bunlar yazılıp çiziliyor. Senli/benli oluyorum kendimle.