24 Mart 2012 Cumartesi

Zaman

    Zaman kavramını yitirmiş bir insan zaten kaybolmamış mıdır? 

KAFAMDAKİ DÜELLO
kafamdaki düelloda
herkes birbirini vuruyor sevgilim
sis gibi dağılıyor kalabalık
yerli yerini buluyor metal taş tonoz tahta
peşimdeki adamla peşindeki kadın evleniyor

el ele geziyoruz sokaklarda
ağzımızda pek ayıp bir türkü
yalpalıyor ayaklarımız

söz veriyoruz
söz alıyoruz
güneş doğmamış daha
nefesinle açıyorum pencerelerini evin

by Esra BALABAN

20 Mart 2012 Salı

Cinnet.. Cennet..

Cinnet getirmemek için çabalıyoruz ama belki de kendimizi yaşamaya zorlamamız cinnetin kendisidir. Çay içtim demin. Tekrarlayan tanıdıklara baktım; onlar da bana bakmış olmalılar. Yazısını yazarlar mı bilemiyorum. Tekrarlıyoruz, isteksizliklerimizi tekrarlıyoruz. İsteklerimize yer yok yaşamımızda. "Bir gün..." le başlayan cümleleri sürdürmek de artık aklımıza gelmiyor. "Bir gün, buralardan gideceğim." Mekana yüklüyoruz dertleri, sanki değişecekmişiz gibi gidince.
Yazılarıma bakıyorum. Tekrarlanan sözcüklerim, dertlerim, savsakladığım hislerim, yeterince değerli bulmadığım için söylemediklerim, değerli bulsam da paylaşmayı istemediğim fikirlerim, çok iyi anlasam da hiç anlamıyormuş gibi yaptığım başkaları, beni çok iyi anlıyorsun desem de anlamadıklarını yüzlerine-yeni bir konu açılmasın diye- vurmadıklarım, anlasalar da ne değişecek diye asla anlatmayacaklarım, neşeli sanılırken aslında ne halde olduğumu yalnızca benim bildiğim hallerim, sabah güzel uyanıp akşam ölsem keşke diye düştüğüm evimin yolları, sabah kötü uyanıp da dönüşünü mutlu katettiğim aynı evimin yolları... içim yorulduğu için devam etmediğim yazılar. Cinnet..
... Ve eve giderken yenilediğim ben.. anne-baba-çocuk şefkati... gecenin bitiminde daldığım tek kişilik uyku. Cennet.. Cinnetle cennet sözcüklerini.. haddim olmadan yazdıklarımın parçası ilan etmem..

Nerde başladım nerde bitiyorum? Başladım mı bitiyor muyum?

19 Mart 2012 Pazartesi

GERÇEK

Bahar aşıkları ortaya çıktı birer birer. Kuytularından binaların; sarmaş dolaş halleriyle güneşe yakınlaştılar. Kızlarda daha açık saçık giyinebilecek olmanın sevinci, bugün üstlerine geçirdikleri şortlar boyunca akın ediyor "bakanların" gözlerine. Kimisi, yüksek topukların üstünde "daha da çekici olmalıyım" mesajlı bir seksapeli, kimisi de spor ayakkabıların içinde ölçülü bir "duruşu" taşıyorlar. Vurdum duymazlık ise her iki grubun ortak yanı. Gençliğin verdiği cahil umudu taşıyorlar. Sanki bir gün gelecek bir şey olacakmış hissi.. bu yaşlarda henüz ne kadar da canlı ve dipdiri. Ben yaşta birinin yazdıklarından onlarca yıl daha genç (!) bir umut.
Banklardan birinde oturduk; otuz yaşına bir kala'yı yaşayan sevimlilikle cazibeyi iyi harmanlamış arkadaşım ortak sorunumuzu deşiyor. "Biz neden böyleyiz?" diye soruyor ve yanıtlıyor ardı sıra. "Şefkat dolu bir ailede mutlu bir çocukluk geçirdim ben, "diyor. "Neden böyle oldu? Anlamıyorum," diye anlamadığını bana anlatmayı sürdürüyor. Benden de bir yanıt beklermiş bakışına karşı: "Senin ortaokulda/lisede hiç sevgilin oldu mu?" diye soruyorum. "Bak, bundan olmuş olabilir. Benim olmadı. O yılların sonrasında kendimi sert ilişkilerin içinde buluverdim. Yavaş yavaş öğrenmem gerekenleri, birkaç yılın içinde yaşadım ve tükendim, "diyorum.
Bankın etrafındaki sevgilileri gösteriyorum: "Bunlardan hiç olmadım ben," diyorum.
Arkadaşım, sanki hayatın anlamını bulmuşcasına heyecanlanıyor: "Evet, işte ben de yaşamadım yaşamam gerektiği gibi. Şu an yalpalıyor olmamın nedeni bu olmalı. Bu çocuklar, birbirlerine sarılıyorlar, öpüp koklaşıyorlar ya.. ya.. ben hiç yaşamadım bunları, evet."
"Nasıl davranmamız gerektiğini, neyin "normal" olduğunu bilemememizi ben buna bağlıyorum," diyorum; konuyu daha da "duygusala" vardırmadan sonuca erdiriyorum.
Kendini anlamayan bir insanın, başkasının kendisini anlamasına yardımcı olmaya çalışması ne kadar da saçma. Ben bugün bu saçmalığı yapıyorum. Söylediklerimin içinde doğruluk payına sahip çok şey de olsa, duruma, zamana, kişilere göre gerçeğin ne sonsuz sayıda yüze sahip olduğunu biliyorum. Gerçeğimizin yüzlerini teke indirmek çabasındayız belki de hepimiz. Kaybolmamak ve güven duymak için; aynaya baktığımızda aynı "doğru" yüzü görebilmek için, korkmamak için... sevebilmek için.. yalpalıyoruz.. ulaşmaya çalıştıkça gerçek olana.